SÖYLEŞİ

  

İnegöl Gazetecileri Cemiyeti Başkanı Mehmet Hanefi Yıldırım ile Kanal 16 TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Özdemir’in düzenlediği söyleşi programına katılan Uludağ Üniversitesi İnegöl İşletme Fakültesi (İİF) Dekanı Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat önemli değerlendirmeler yaptı.

 

 

Söyleşi, dün saat 11.00’de İİF Dekanı Prof. Dr. İbrahim Canbolat’ın makamında gerçekleştirildi. Söyleşi, sohbet havasında, yorum, soru ve cevap şeklinde geçti. ilk soruyu İnegöl Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Hanefi Yıldırım sordu.

FAKÜLTENİN KURULUŞU İÇİN ÇOK UĞRAŞTIK

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğinizden dolayı teşekkür ediyorum. İşletme Fakültemizin konumunu ben biliyorum. Evveliyatını çok iyi biliyorum. Siz buraya tayin olduğunuz zaman bir sandalyesi olmayan, dört duvarı olan, yolu dahi doğru düzgün olmayan bir okula dekan olarak geldiniz. Ama şimdi görüyorum ki, gerçekten övülmeye değer, İnegöl’ümüze yakışır, çok modern bir binaya öğrencilerimizi kavuşturdunuz. Önce bu süreci bize anlatır mısınız? Çektiğiniz sıkıntılar da dahil olmak üzere. Nasıl bu noktaya gelindi?

-İİF Dekanı Prof. Dr. İbrahim S.Canbolat, Bütün bunlar sizlerin de gayretiyle oldu. 3 yıl kadar önce göreve başladığımızda, ifade ettiğiniz gibi eski bir tekel fabrikası, müteahhitte yeni işe başlamıştı. Onunla birlikte fakülteyi kurmak üzere yola çıktık. Bir hafta sonra Fakülte Sekreterimizin atamasını yaptık. Ama biz o süreçte inşaatla uğraştık. Bu sürece sizler ve İnegöllüler tanık oldu. Kurucu Dekan olmak, bir taraftan iyi bir şey ama diğer yanıyla baktığınızda çok zor. Çünkü, ortada bir sistem yok. Fakülte henüz yok. Onu oluşturmaya çalışıyorsunuz. İki şeyi birlikte yapmak gerekiyordu. Bir fakültenin fiziki mekanlarını oluşturmak. İki, o fakültenin idari ve akademik kadrosunu oluşturmak. Bunun için çok uğraştık. Şimdi üçüncü yıldayız. Fiziki mekanlarımız itibariyle, idari ve akademik kadro itibariyle aslında büyük ölçüde işimiz kolaylaştı. Bunları tamamlamış olduk. Tabi ikinci yıldan itibaren özel sektör mantığıyla çalıştık. Burada bir Fakülte İstişare Kurulu oluşturduk. İnegöl’de çalışan işadamı temsilcilerinden, belediyeden, Ticaret ve Sanayi Odasından çok değerli katılımcılarla bir araya geldik. Bunun bir işlevi vardı. Bir mesaj vermeye çalıştık. Yan taraftaki ilave binaları istişare kurulu üyemizin mimarı ile birlikte hazırladık. Oralar tamamladı ve bunların yapımında İnegöl’ün katkısını gördük. Yani bir rektörlükten, devletten para istemeden o kısmı, yani buranın simetriği olan bir metrekare yeri tamamladık. Ve orada seminer salonlarımız, konferans salonumuz, misafir odamız, sosyal odamız oluştu. Hatta bir bölümümüz de var orada. Yönetim, idari personeli oraya aldık. Dolayısıyla şuan itibariyle fakültenin fiziki mekanları bakımından artık sıkıntılarımız halloldu. Çok cüzi bir borcumuz kaldı. Onu da nereden alacağımızı  planladık. Onu tamamlayacağız. Bu anlamda İnegöl’e ilk geldiğim günden itibaren tanıştığım başta siz, Belediye Başkanımız İTSO Başkanımız, diğer bazı işadamlarımızla çok önemli karşılıklı görüşmeler, istişareler sonucunda destek bulduk. Çok iyi niyetle görüşmeler yaptık. Ve güzel neticelerde aldık.

ÇEKİCİ KILACAK ŞEYLERİN OLMASI LAZIM

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Gördüğümüz kadarıyla 3 yılı dolu dolu geçirdiniz. İkinci 3 yıl içinde YÖK’ten vize aldınız ve göreve başladınız. Bu bizim için mutluluk verici bir şey. İnegöl’ümüz de siz göreve geldikten bu yana, fakülte açıldıktan itibaren bir değişim hissediyorum. Nedir bu değişim? Burası sadece bir eğitim yuvası değil, sosyal ve kültürel konulara da hatta sanayicinin dertleriyle ilgili programlar hazırlıyorsunuz. Önümüzde bir 3 yıl daha var. Bu 3 yıl içerisinde İnegöl ve fakültemiz için düşünceleriniz nelerdir?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Biz İnegöl İşletme Fakültesini oluştururken, 3 bölüm düşündük. Bu 3 bölümden biri de ‘Uluslararası İşletmecilik ve Ticaret’ bölümü. Bu da Türkiye’de yeni yeni açılan bir bölümdür. Şuan orada öğrencilerimiz var. şimdi uluslararası ve yerel, esasen bilimin yerelden başlayarak evrensele doğru gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bilimin karakteri böyledir. Bir ayağı yereldedir, yereldeki sorunları tespit eder. O sorunlara çözüm önerileri getirmeye çalışır. Bunu yaptıktan sonra zaten o evrensele doğru gider. Yani uluslararası boyut mutlaka olacaktır. Bilimde o noktada bir sınırlandırma koyamayız. Bilimin ikinci önemli işlevi, öğrenci yetiştirmenin yanı sıra, içerisinde bulunduğu toplumun ekonomik, sosyal, kültürel anlamda dönüşümüne de katkı sağlar. Yani toplumsal dönüşüme öncülük etmektir. Bu nasıl yapılır? Öğretim üyelerinin dersleriyle yapılır, o arada öğrenci yetiştirilir. Ama aynı zamanda o fakültede bilimsel etkinlikler düzenlenir. Bu bilimsel etkinlikler, konferanslar, seminerler yoluyla da bunlar yapılır. Bizim ileriye dönük olarak planlarımız arasında aslında daha önceden planlamadığımız ama bu süreçte potansiyeli görünce birazda gayretle ortaya çıkardığımız bizi de memnun eden bir husus, tezsiz yüksek lisansın başlamasıdır. Geçen dönemde 2 tezsiz yüksek lisans programı başlattık. İnegöl’ün ekonomik üretim kapasitesini bildiğimiz için, İnegöl’de buna ihtiyaç vardı. Dolayısıyla bu fakülte olarak çok önemli bir husustur. Anadolu’da birçok üniversitede Yüksek Lisans programları yapılamıyor. Onun için öğrencilerini programların yapıldığı yerlere gönderiyorlar. Şimdi biz burada Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) üzerinden Yüksek Lisans öğrencilerini alıp, yetiştirmeyi de düşünüyoruz. Kendi fakültemiz için ve başka üniversiteler için de olur. Bu öğrencilerin gelmesiyle ve lisans öğrencilerinin zaman içerisinde çoğalmasıyla İnegöl’ün ekonomik ve sosyal görünümünün de değişmesi gerektiğini ve değişebileceğini düşünüyorum. Bu tabi çift yönlüdür. Siz tek başınıza yapamazsınız. Öğrenciler, öğretim üyeleri geldi. Onların barınacağı, yaşayacağı, nefes alacağı bir atmosfer gerekiyor. O atmosferin olması lazım. Bu atmosfer nasıl olur? Örneğin öğrencilerin rahat kalabileceği yurtlar. Öğretim üyesi geldiği zaman onlar için sosyal mekanlar önemli. Bazı öğrencilerimiz buradan gitti. YÖK’ün bu yıl getirdiği bir uygulama. Puanı tutan öğrenciler eğer kontenjan varsa istedikleri yere gidebilir. Bizim buraya gelen öğrencilerimiz de yüksek puanla geldiler. Yani Türkiye ortalamasıyla bakarsak, ilk yıl olmasına rağmen öğrencilerimiz yüksek puanla geldiler. İlk yıl İşletme Bölümümüz, Türkiye genelinde 109 işletme bölümü içerisinde ilk 25’e girdi. Böyle bir kapı açılınca da elbette ki Bursa’da okumayı, kampüste okumayı tercih ettiler. 18 öğrencimiz kaydını aldı ve gitti. Bu konuları İnegöl yerel yönetiminin, işadamlarının düşünmesi lazım. Niye bu öğrenciler gidiyor, biz bu öğrencileri neden tutamıyoruz diye düşünmeliler. Eğer biz şehir olarak gelişeceksek, eğer ileride üniversite olmasını istiyorsak. Ben üniversite kurulmasından bahsedildiğini duyuyorum. Öğrenci ve öğretim üyesini burada tutacak atmosferin oluşması lazım. Yani çekici kılacak şeylerin olması lazım. Bizim buraya öğrenci gelemiyor. Çünkü duvar yüksek. Yani öğrencilerin taban puanı yüksek. Yurt konusu önemli bir husustur. Öğrenciyi burada tutabilmek için bizim dışımızda gelişen durumlar var. Yurt ve güvenlik sorunu. Kredi Yurtlar Bölge Müdürüyle konuştuk. Onlar şimdi bir ihaleye çıkıp, yurt açmak istiyorlar. Ama en az 200 kişilik yurt olması gerekir. Yanı başımızdaki 500 kişilik yurtta kız öğrenci yurdu olarak planlanıyor. O zaman daha da rahatlar diye düşünüyoruz.

ÖĞRENCİ, ÜNİVERSİTEYE, YERİNE, KONUMUNA BAKIYOR

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Burada okuyan öğrenciler istedikleri zaman farklı vilayetlere gidebiliyorlar. Ama farklı vilayetlerden buraya gelemiyorlar. Çünkü, puanımız yüksek’ dediniz. Bizim puanımızın yüksek olmasındaki neden nedir

-İİF Dekanı İbrahim S.Canbolat, Öğrenciler sınava giriyorlar, aldıkları puanla 20 bininci, 100 bininci, 400 bininci oluyor. Bizim burayı tercih eden öğrenciler 104-105 bininci sırada. İstanbul’da vakıf üniversiteleri, 104-105 bininci sırada olanlara yüzde 100 burs veriyor. Uluslararası İşletmecilik ve Ticaret bölümünde  300-400 bininci sırada olanlar Anadolu’da üniversitelere gidiyorlar. Öğrenci üniversiteye, yerine, konumuna bakıyor. Ne vaat ettiğine bakıyor. Fiziki mekanlar önemli. Yüksek puanlı öğrencilerin gelmesini herkes ister. Öğrenciler, bu noktada bir yerden beklentisi neyse ona bakacak. Yani ben filan fakülteyi tercih edersem, orası bana ne vaat ediyor. Demek ki, diğer fakültelere göre öğrencilerin beklentisi iyi ki, burayı tercih etmişler.

BİR İŞ YAPIYORSANIZ, O İŞİN HAKKINI VERECEKSİNİZ

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Burası sizin ilk Dekanlığınız. İlk Dekan olunca ve İnegöl’e gelince, düşüncelerinize ters düşen veya hayal kırıklığı yaşadığınız konular oldu mu? Ne bekliyordunuz, ne buldunuz?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Ben Dekanlık beklentisi olan birisi değilim. Ben Dekanlığı isteyen biri de değilim. Bir öğretim üyesiyim. Asli görevimiz öğretim üyeliğidir. Fakat yeni kurulmakta olan bir fakülteye Dekan olmam için bir öneri gelince. Rektör YÖK’e 3 kişiyi önerince netice de YÖK’te yapılan Genel Kurulda, gizli oylamayla seçiyor. Ama öneri Rektörlükten gidiyor. Ben önce bu görevi istemedim. İnegöl olduğu için değil, bana kampüste İktisadi ve İdari Bilimlerin Dekanlığını da önerseler istemezdim. Yani genel olarak istemedim. Çünkü, akademik çalışmalarımız var, öğretim üyesiyiz. İdarecilikte birçok akademik çalışmayı ihmal etmek durumunda kalacaksınız. Ama sonunda yapılan istişareler neticesinde bu görevi aldık. Çok da fazla İnegöl’de beni ne bekler diye düşünmedim. Ben zaten bir fakülte olmadığını biliyordum. Fakülte yeni oluşuyor, fakültenin adı var. Ama o fakülteyi siz kuracaksınız. Kadroyu oluşturacaksınız, sistemi oluşturacaksınız. Bina da yok. Dolayısıyla biz onu birlikte yaşadık. Sizlerle tanıştık. Ve o süreçte sizler de her şeye tanık oldunuz. Bir iş yapıyorsanız, o işin hakkını vereceksiniz. İdarecilik yapıyorsam da, onun hakkını vermek. Ben o yönüyle konuya baktım. Hala da öyle bakıyorum. Dolayısıyla böyle devam ettik. İşin güçlü, olumsuz yanı itibariyle söyleyeyim, şuna tanık oldum; bir ilçe de fakülte kurmanın ne kadar zor olduğunu anladım. Çünkü, size bağlı olmayan değişkenler var. Çevre faktörü var, sosyal doku var. Meslek Yüksekokulu 18 yıldır var. Halk buna alışmış, kamuoyunun bilinç altına girmiş. Kamuoyu bunu ayırt edemiyor. Hep Meslek Yüksekokulu denilmiş. İlk geldiğimde, törenlerde takdim edilirken Meslek Yüksekokulu Müdürü deniliyordu. Bu süreçleri biz yaşıyoruz. Bunlar tabi ki, bir süreç olarak yaşanacaktır. Doğal bir şeydir. Fakülte yönetimi olarak, bu konuya duyarlı kişiler olarak, kanaat önderlerinin bu konuyu işleyerek fakültenin varlığını ortaya çıkarmamız gerekir. Bu da artık zamanla olacak bir şey.

ÖĞRENCİ SAYIMIZ ŞUAN İTİBARİYE 140 CİVARINDA

-Kanal 16 Genel Yayın Yönetmeni Hasan Özdemir, Yeni bölümler bu sene ilave olacak mı? Öğrenci sayınız ne kadar? Bu sene ne kadar öğrenci alınacak?

-İİF Dekanı İbrahim S.Canbolat, Biz bölümlerimizi başta planladık, 3 bölüm. ‘İşletme’, ‘Uluslararası İşletmecilik ve Ticaret’, bir de ‘Yönetim Bilimi ve Bilişim Sistemleri’. Bu 3 bölümün dışında bölüm düşünmüyoruz. Öğrenci sayımız şuan itibariye 140 civarında. 15 öğrenci Bursa’ya, 2 öğrenci de il dışına gitti. 2 yüksek lisans programımıza da 19 öğrenci geldi. Bunlar planda yoktu. Onu biz bir kazanım olarak düşünüyoruz. Bu güz döneminde de yine bizim 3 ‘Tezsiz Yüksek Lisans Programı’mız olacak, 2’de ‘Tezli’ açılacak. Uluslararası Ticaret, Muhasebe ve Denetim, bir de Sağlık Kurumları ve Yönetimi tezsiz olacak. Diğer ilk açtıklarımızın da 2 tezlisi olacak. Dolayısıyla bunlar öğrenci sayısı itibariyle kazanım. Ama fakültenin itibarı yönüyle de biz olumlu görüyoruz. Sayı olarak bu süreçte ileriye doğru bunlar artacak.

İKİ ÖNEMLİ BAŞARI ELDE EDİLDİ

-Hasan Özdemir, Sosyal projelerde öğrencilerinizi görüyoruz. Bu fakültenin dersleri nedeniyle mi yoksa fakültenin özel olarak düzenlediği projeler mi?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Fakültenin bir bilim kurumu olarak, bulunduğu çevreye, ile, ilçeye katkısı olacak. O anlamda sosyal sorumluluk projesi bunlar. Mesela fakülte ormanı oluşturduk. Mobilya Çalıştayı yaptık. En az oraya 4-5 öğretim üyemiz katıldı. Oradaki amaç şuydu; Belediye ve Fakülte olarak biz katkı verdik. Mobilya üretiminden ziyade pazarlaması. Yani fuarcılık. İnegöl mobilyasının uluslararası pazarlardaki durumu ne olabilir. Yani uluslararası alanda pazarlanmasına yönelikti. O yönüyle de katkımız var. Ticaret Odasıyla bir protokol imzaladık. Onlara bir öğretim üyemiz danışmanlık hizmeti veriyor. Duruma göre bazı öğretim üyelerimiz de verecek. Bu da stratejik plan, akreditasyon, TOBB’a akredite olması konularında bizden akademik destek alıyorlar. Biz de onu memnuniyetle veriyoruz. İki önemli başarı elde ettiler. Biri Türkiye birinciliği, diğeri ise A kalite. Biz de bundan memnun olduk.

ÖRÜMCEK EVİ, EVLERİN EN ÇÜRÜĞÜDÜR

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Geçtiğimiz Mayıs ayında çıkan bir kitabınız var. Kitabın adı benim çok dikkatimi çekti. ‘Örümcek Evinde Oturulmaz’. Örümcek evinde oturulmaz denince, birden bire aklıma Türkiye geldi. Daha sonra dünya geldi. Siz bunu hangi düşüncelerle  yazdınız? Bu başlığı neden koydunuz?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat,

Örümcek evi, çok değişik anlamlar içeren, çok boyutlu bir kavram. Örümcek evi, örümcek ağı. Bunun uluslararası boyutu var, felsefi boyutu var, bireysel boyutu var. Örümcek ağı, çok değişik görselliği olan ama bir yerinden tuttuğunuzda, karşı tarafın hemen etkilendiği bir yapıyı ifade ediyor. Şimdi uluslararası ilişkiler boyutuyla bakarsak, örümcek ağı normal olarak bu dünya toplumunun iletişim çağında, sosyal medyanın olduğu bir ortamda, sanal kimliklerin ve sanal ilişkilerin oluştuğu bir dünyada, örümcek ağı bir yapıyı ifade ediyor. İletişimin, haberleşmenin, bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir dünya. Ama o dünya da kimliklerin istisnalar olmakla birlikte kaybolduğu yada kimliklerin geçişkenlik kazandığı bir dünya. Ve sanal kimliklerin ortaya çıktığı, orada muhatap kim, kim kiminle muhatap, hangi konuyu nasıl tartışıyor? Bunların tam da bilinemediği bir ortam. Şimdi bu sadece Türkiye içinde değil, dünya genelinde böyledir. Örümcek evinden zaman zaman bahsediyorum, örümcek evi olmasın insanın dünyası yada örümcek evi olmasın dünyamız, vurgusu yapılıyor. Çünkü örümcek evi, evlerin en çürüğüdür. Bu bizim inanç ve kültür dünyamızda da yeri olan bir kavramdır. Dolayısıyla oraya bir eleştiri var. Örümcek evini öne çıkarmak değil. Ama biz şöyle veya böyle örümcek ağının içindeyiz. Bu örümcek ağının içinde olarak, kendimizi kişilik ve kimliklerimizle ilk söze sadakatle eylem nasıl ortaya koyabiliriz. Bu yönüyle kitapta eleştiri ve öneri var. Bir de insan, siyaset ve varlık konusuna değindik. Sonra Ortadoğu ile Türkiye ilişkileri, Avrupa, Türkiye’yi anlamak ve yönetmek gibi konular var. Gerçekten Türkiye kendine özgü yapıları olan bir ülke. Türkiye’deki o çözüm arayışları, çözüm süreci arayışları var. ve 17 Aralık süreci, 3. Boyut figüranları diyoruz. Bu 3. Boyutta Türkiye için de, dünya siyaseti içinde önemli.

YÜZLERİN DEĞİL, SEVGİNİN ÇOĞALTILMASI LAZIM

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Bu kitapta güncel konular var ama 14 Şubat Sevgililer günü var. 14 Şubat Sevgililer Günü, ben zannediyordum ki, bütün dünya da 14 Şubat Sevgililer günü diye kutlanıyor. Meğer bu sadece ülkemizde 14 Şubat Sevgililer günü, diğer yerlerde başka bir isim. Buna biraz değinir misiniz?

-İİF Dekanı İbrahim S.Canbolat, Aziz Valentine’den bahsediliyor. O ayrı bir kültür. Aziz Valentine batı kültüründe öne çıkmış bir kişidir. Yasaklı kişiler arasında nikah yapmış olan bir papaz. Ona, yücelten bir anlayış var. Biz de komersiyel, ticari boyuttur. O gün en azından bir canlılık olsun. Ona değinen bir yazım var. Yüzlerin değil, sevginin çoğaltılması lazım diye bahsetmiştim.

IŞİD DENİLEN ŞEY ASLINDA BİR YALANIN İFADESİDİR

-Hasan Özdemir, Türkiye gündemine gelirsek, şuan Suriye’de başlayan iç savaş gündemdeyken, birden Irak gündeme geldi. Irak’taki IŞİD militanlarının Musul’u alması. Ardından Kerkük’e ve diğer yerlere yönelmesi. Yani dikkatler Irak’a çevrildi. Bu daha önceden beklenen bir şey miydi? Bağdat’ı veya merkezi hükümeti ele geçirme tehdidi var. Ulusal güçlerde bu konuda sesini çıkarmıyor. Bu birilerinin kontrolünde mi gidiyor?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Benim 2003 yılında yayınlanan bir kitabım vardı. ‘Savaş ve Barış Arasında Dünya. Korku ve Ümit Arasında İnsan’. 2003 yılı Amerika’nın Irak’a müdahalesinin olduğu yıldır. Onun hemen akabinde yayınlanan bir kitap. Orada ele aldığımız bazı konular var. Mesela, şimdiki IŞİD denilen şey aslında bir yalanın ifadesidir. Yani orada iki kavram var. Bir İslam, bir de devlet. Irak Şam İslam Devleti deniliyor. İslam dediği de yalandır. Çünkü, ortaya koydukları, yani şekli olarak ortaya koyulan İslam değil. Hiç İslam’la alakası yok, yalan. Devlet, o da yok. Bu nedir? Bir terör örgütüdür. Ne zaman çıktı, şimdi mi? Hayır. 2003 yılında aslında bunların temelleri atıldı, Irak’ın işgaliyle beraber. Hatta daha geriye gidersek, 1990’lı yıllarda bir kavram vardı. Ortadoğu barışı dendi ve her tarafta da konuşuldu. Herkes barış içinde olacak, İsrail ile de dost olunuyor. Ona göre kendinizi şekillendirin. Ama Ortadoğu barışı ifadesi bana göre yanlıştı, doğru değildi. O zaman ben doçenttim. Bir kitap yayınlandı. Benim de orada bir makalem var. Genellikle Ortadoğu barışını vurgulayan makaleler. Ben orada Ortadoğu barışının söyleminin bir imaj olduğunu ifade ettim. Yani o bir barış değildir dedim. Hatta Radikal Gazetesinde arada bir yazıyorduk. Orada da zeki, analitik düşüncesi iyi olan bir editör vardı. Bazen yazının başlığını hafif değiştirirdi. Şöyle bir başlık koymuştu. ‘İmajın adı barış. Ya gerçeğin adı?’ Bizim vurguladığımız şey budur. Ortadoğu da barış söylemi bir imajdı. Esas gerçek o değil. O olmayacaktı. O küresel siyasetin planlarıydı. Küresel siyaset aktörleri, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından NATO’nun da Varşova Paktı gibi yıkılma olasılığına karşı denildi ki, Komünizm çöktü ama başka bir düşman imajı verdiler. Neydi o? Radikal İslam. Din ve milliyetçilik. Yeni bir dünya düzeni. Din ve milliyetçilik negatif bir kavram olarak 1990’ların başında öne konuldu. Yani din tehlikelidir. Şuanda gördüğümüz dini kimlik üzerinde IŞİD, onun bir anlamda şeklen ispatı gibidir. Biz bundan 25 sene önce demiştik, din tehlikedir, ‘gördünüz mü işte’ denebilir. Fakat bu bir imajdır. Ama şimdi IŞİD’i destekleyenler kimdir? Yine onlardır, o söylemi getirenlerdir. Irak’a müdahale nasıl yapıldı? Söylem, terörü önlemek, Saddam teröre destek veriyor ve demokrasiyi getirmek. Demokrasi mi bu? Hayır. Terörü önlemek mi? O zaman terör yoktu. 11 Eylül’den sonra NATO Afganistan’a müdahale kararı aldı. O zaman 2001 yılında yine Radikal’de çıkan bir yazımda şundan bahsetmiştim; yeni bir savaş değil, yeni bir model lazım. Afganistan’da yeni bir savaşla bu sorun çözülmez. Taliban’a karşı bir savaşla, Taliban’ı yok edemezsin. Yeni bir model nedir? Bilim, Sanat, Din ve Eğitim. Dini dışlarsanız yer altına girer, kara cahiller din adına ahkam keser ve bugün yaptıklarını yaparlar. IŞİD odur. Din, normal konumlarında olması lazım. Fakat bilim de olması lazım. Bilimi de dışlamayacaksınız. Bilim, sanat ve din birbirini destekleyecek. Eğitimde hepsini kapsayacak. Bu yapılmadı. Afganistan’a sadece savaş yöntemiyle gidildi. Ondan sonra ne oldu? Efendim orada olmadı, şimdi Irak’ta yapalım. 2003 yılında çıkardığım kitabımda şuan yeni bir durumun ortaya çıkmakta olduğunu, yarın bunun çok tehlikeli olacağını ifade etmiştim. Yani yeni bir uluslararası ortam oluşacak, devletlerin dışında ve burada terör üretilecek. Bunların işaretleri vardı. Şuan Ortadoğu’da, Irak’ta, Suriye’de yaşananlar odur. Bir ara evre olarak Arap Baharından bahsedildi. Bir rüzgar verildi.

170 KİŞİYİ KURŞUNA DİZMİŞ, SORGU SUAL YOK. MÜSLÜMAN BUNU YAPMAZ

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Yeni bir coğrafya tasarlanmasının dışında son zamanlar da İslamiyet bir çıkış trendinde. IŞİD bir haçlı zihniyetinin tezahürü olabilir mi?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Geçenlerde IŞİD’in bir Türk yetkilisini yayınlamışlar. Konuşmasını dinledim. Bazı İslami kavramları kullanıyor. Şeklen Bakanlar bunu çok dindar, Müslüman, İslam şeriatını getirecek kişi olarak görür. Öyle de inanan çoktur. Hatta onu kameraya çeken kişi de konuşmalar arasında Elhamdülillah diyor. Ama eylemlerine bakıyoruz; 170 kişiyi kurşuna dizmiş. Sorgu sual yok. Yani Müslüman bunu yapmaz. İslam’da bu yoktur. O yönüyle bakarsak bazı kişiler, saf, kendine göre bir İslam devleti, şeriatı olmasını isteyen bazı kişiler istismar edilerek, bir takım imajların arkasına alınarak sürüklenmiş olabilir ama esas IŞİD’i yönlendiren genel de küresel siyaset odaklarıdır diye düşünüyorum. Ve küresel siyaset odakları, somut kimdir? Bakarsanız, bu bazen karşınızda batılı şu devlettir, bu devlettir. Ama söylemi onunda başkadır. Yani onun söylemi de iyidir. İnsanlık tarihinde hiçbir kötülük, kötülük adına yapılmamıştır. Bütün kötülükler, iyi söylemlerle yapılmıştır. Herkes iyi olduğunu ifade etmiştir. Bu böyledir. Hepsinin savunucuları mutlaka vardır. Hıristiyan, Hıristiyan olarak iyidir, Müslüman, Müslüman olarak iyidir. Ve böyle ikna etmiştir, inandırmıştır. Şimdi önemli olan o düzende yani bilim, sanat, din ve eğitim, o dörtlüyü gerçekten o kavram, o temelde insanların bilinç dünyalarının değiştirilmesi. Biri eksik olduğunda olmaz. Sadece dini öne çıkardığı zaman o eksik diğerlerini dışlıyor. Ama biz İslam dinini incelersek, gerçekten onu doğuştan itibaren incelediğiniz zaman, öğretisine ve uygulamasına baktığınız zaman, İslam Peygamberine, onun hayatına, Kur’an öğretisine bakarsanız orada şuan Müslüman olarak görünenlerin yaptıkları yoktur. Orada yine bilim de vardır, sanat vardır, din vardır ve eğitim vardır. Fakat bunu ihmal ettikleri için, bakıyoruz bu sonuçlar doğmuş.

ELBETTE İNSANLARIN YAŞADIĞI YER DE OLACAK

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Bu 4’ün içinde bir eksik yok mu? Toprak, vatan?

-İİF Dekanı İbrahim S.Canbolat, O zaman var sayılıyor. Burada siz nerede tesis edeceksiniz. Elbette insanların yaşadığı yer de olacak. Bulundukları bir coğrafya. Artık hangi coğrafyadaysa. Mutlaka sağlam temellere basacak.

ÜNİVERSİTE, FAKÜLTE SADECE ÖĞRENCİ YETİŞTİRMEZ

-Mehmet Hanefi Yıldırım, Biz, siz gelmeden önce de İnegöl’de üniversite olması için büyük gayretler gösterdik. Bütün demokratik kitle örgütleri, arkadaşlarımız, İnegöl halkı hep istedik ki, üniversite olsun. Ama fakülte açıldıktan sonra da gördük ki, bu üniversite istekleri sadece söylem boyutunda fakülteyi bile hazmedemeyen bir duruma geldik. İnegöl’de üniversite olması için, İnegöl halkı olarak veya basın olarak bizim ne yapmamız gerekir? Bir de üniversite bir yere ne kazandırır? Biz boşa mı kürek çekiyoruz? Yoksa hakikaten üniversite bu kadar sanayisi, ticareti gelişmiş bir yerde üniversite olmasa da olmasın diye bilir miyiz?

-İİF Dekanı İbrahim S. Canbolat, Üniversite ufuk kazandırır. Geniş bir açıdan bakabilmeyi kazandırır. Ne olması gerekir? Açtığımız yüksek lisans programlarının dolması lazım. Eğer ilan edilen tezli veya tezsiz yüksek lisans programlarına biz yeterince talep bulamazsak, bu demektir ki, İnegöl bir üniversiteyi kaldıracak durumda değil. Çünkü, üniversite lisans ve lisans üstü programlarıyla önem kazanır. Bu çok öncelikle bir konudur. Bir de fakülte, üniversite bilincinin olması lazım. Bazen basından okuyorum. Bir dernek, bir işadamı meslek grubu yöneticisi açıklıyor. Diyor ki ‘Biz şu konularda, şu projelerimiz var, şunu açıklayacağız.’ Telefonla açıp sormuşumdur, önce bir teşekkür etmişimdir. Bunu dinleyenler bilir. Çok güzel. İnegöl’de bu projeleri açıklamışsınız. Biz de fakülte olarak size şu projenizde katkı sağlayabiliriz. Bakın şöyle yaparsak çok daha iyi olur. Buyurun gelin demişimdir. Ama hala kimse gelmedi. Yani bunun için üreten insanlar, meslek sahipleri, ekonomik üretimde bulunanların kendi firmalarını düşünmeleri lazım. Şimdi üretiyorlar, dışarıya satıyorlar. Yarın orada kendi gelecekleri, çocukları bir başka yere gitmek zorunda mı olmalı, yoksa bulunduğu yerde kalabilmeli mi? Eğer yeterli olmuyor da Bursa’ya gitme durumunda kalıyorsa, o burada fakültenin, üniversitenin sağlayabileceği potansiyelin farkında olmamalarındandır. Üniversite, fakülte sadece öğrenci yetiştirmez. Öğrenciler gelir 4 yıl kalır, diplomasını alır gider. Onlar kazanır. Peki burada İnegöl’deki esnaf, sanayici, yerel yönetimi ne kazanacak? Onun için fakültenin ve üniversitenin varlığından haberdar olup, onun için sadece ekonomik destek değil, sosyal, kültürel atmosfer, bir felsefi duruş, bakış oluşabilmesi için katkıda bulunmaları lazım. Biz mesela birçok yerden bilim adamları davet ettik. Geldiler burada Belediye Başkanına önerileri oldu. İnegöl’ün sembolü şöyle olursa, daha iyi olur dedi. Herkesin bir akademik bakışı var. Bunlar önemlidir. Bir de öğrencilerin kalacağı yurtların oluşması lazım. Öğretim üyelerinin kalacağı yerlerin olması lazım. Çok yönlü önemli şeyler var. Ben bunları bütünüyle negatif bir söylem olarak söylemiyorum. Bahsettiğim konularda bu 3 yıl içerisinde İnegöl’de önemli gelişmeler gördüm. Yerel yönetimden, basından, sanayicilerden gördüm. Ben herkese burayı İnegöllülerin yaptığını söylüyorum. Katkılarından dolayı kurumlara teşekkür ediyoruz. Bu söyleşiden memnun oldum. Mümkün olduğu ölçüde bu tür söyleşileri yaparız. Ben teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

20.06.2014



Haberler