Siyer-i Nebi Haftası

Siyer-i Nebi Haftası kapsamında fakültemiz ve İnegöl Müftülüğü işbirliğinde Hz. Peygamber konulu söyleşi düzenlendi.                                      

 

İnsan Bilimle, Dinle Ve Maneviyatla Vardır

Emniyet Müdürü İlhami Araali ile öğrencilerin de katıldığı Fakültenin sosyal salonunda düzenlenen toplantıya fakülte Dekanı Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat, İnegöl Müftüsü Kazım Güzel, İnegöl Emniyet Müdürü İlhami Araali, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Orhan Bozkurt, Dekan Yardımcısı Yard. Doç. Dr. Zerrin Fırat, İnegöl Müftülüğü vaizleri Dr. Ömer Faruk Atan, Rukiye Narman, İsmail Yıldırım ve Sami Kencik ile öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldılar. Toplantının açılış konuşmasını yapan Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat, “Bugün Mevlid Kandili ya da Siyer-i Nebi olarak adlandırdığımız, daha önce kutlu doğum olarak ifade edilen bir haftanın başındayız. Bu vesileyle bugün burada sizlerle biraz alternatif biraz da doğal bir toplantı yapalım istedik. Her şey insan için peki, insan ne için, kimin için? Bu soru ilk dönemlerden itibaren antik çağdan günümüze kadar tüm düşünürlerin kafa yorduğu bir konu olmuştur. Batıda, örneğin 19. Yüzyılda August Comte üç aşamalı bir beşerî evrim sürecinden bahsetmiştir. Bunları insanlık tarihinde dinin etkili olduğu dönemler, fizikötesi algı ya da tabiat üstü güçlerin etkili olduğu bir dönem, pozitif bilimin etkili olduğu dönem olarak görüyor. Avrupa tarihinde bunlar farklı evreler olarak siyasi, dinî ve toplumsal düzeyde yaşanmıştır. Ortaçağ kilisenin, dinin etkili olduğu bir devredir. Bilim reddedilmiş, sadece tanrı adına kilise var demişler ama gerçekte bakıldığında çok da fazla tanrı iradesine uygun davranılmamış. Orada da gerçeğe aykırılık söz konusu. Oysa gerçeği yani hakikati bulma arayışına yöneliktir tüm beşerî çabalar. Farklı çağlarda ve kültürlerde bilim ve fikir ya da felsefe ile uğraşanların amacı da bu olmuştur. Örneğin Antikçağda derslerini yeşil koruluk bir alanda, bahçede doğayı gözlemleyerek yapan Aristoteles'e göre erdemlilik, hakikatı herşeyden daha fazla onurlandırmaktır. Hakikatı görüp ifade etmek ve ona uygun davranış geliştirmek... Hz Peygamber de eşyanın hakikatini bilmek için dua etmiştir. Eşyanın hakikati her yerde ve herşeyde aranmalıdır. İşte Avrupa'da bu anlamda eşyyanın hakikatına aykırı bir tercih ve uygulama gözlemliyoruz. Orada 16. yüzyıldan itibaren skolastik düşünce reddediliyor ve Rönesans geliyor. Bu sefer bilim merkezî konum elde ediyor, hatta din tamamen reddediliyor. Bir ekstremden diğer ekstreme geçiliyor. Ortaçağ´da yanlış algılanan bir din ekseninde dururken bilimle ilgilenenleri dışlamışlar. Rönesans´ta maddi olanın dışındaki her şey reddedildi. Sonra bugünkü Avrupa´ya geldik. İnsanlık tarihine bu açıdan baktığımız zaman insanları bir dönem dindar, bir dönem bilime bir dönem de doğa güçlerine önem veren varlıklar olarak gördüğümüzde insan gerçeğinin, doğasının tam anlamıyla kavranılmadığını anlarız. Avrupa şuanda bunun sıkıntılarını yaşıyor. Papa birkaç yıl önce ‘Avrupa tanrı inancını yeniden keşfetmek zorunda´ dedi. Şuanda Avrupa´da aile kurumu ortadan kaybolmuş durumda. Neslin devamı konusunda önemli bir sorunla karşı karşıyalar. Bütün bunlardan bizim çıkardığımız sonuç şu; insan bilimle, dinle ve maneviyatla vardır” dedi.

 

İslam, İnsanlığı Emniyet Ve Güvene Erdirmek İçin Gelmiştir

Yaşayan Kuran konusunda bilgiler veren İlçe Müftüsü Kazım Güzel, “Bugün Efendimiz (A.S.)´ın dünyaya teşriflerinin seneyi devriyesi… 1447 yılını idrak ediyoruz. Hz. Peygamber (A.S.)´ın dünyaya teşrifini anlamak onun getirdiklerini anlamakla mümkündür. Hz. Peygamber (A.S.), dini getirmiş. Din demek, kişinin yaratanıyla, yaratanlarla ilişkilerini tanzim eden hakiki izahatlar kanunlarının tümüdür. Cenab-ı Hakk´a, hayatta ne varsa hepsine dayalı bilgi bütünüdür. Hz. Peygamber (A.S.) insanlığa bir kitapla gelmiş, Kur´an-ı Kerim… Hz. Peygamber (A.S.)´ın 35 yaşından 40 yaşına kadar müthiş bir sancı çektiğine şahidiz, insanlık perişan, katliam diz boyu, sömürü had safhada, insanlığın onuru ayaklar altında. Adaletten, kardeşlikten, medenilikten, insanlıktan eser kalmamış. Hz. Peygamber (A.S.), 35-40 yaşlarında ‘Ya Rab! Bu insanlığı kurtaracak bir yol göster´ diye dua etmiş. Kur´an´ın getirdiği ilk esas hikmet ilim, okumak, hayatı onlarla anlamlandırmak. Beşikten mezara kadar ilim, insanın bütününü ilimle kaynaştırmak. Kur´an´ın getirdiği temel esaslardan biri ilim, sonra iman. İman, yaratanlarla, yaradılanlarla ve kendisiyle olan ilişkinin nasıl olacağına karar verme iradesidir. Bu bir köleleşmek değil hürriyetleştirmektir. Ancak Allah´a kulluk etmek ve diğer bütün bağlardan sıyrılmak hürriyetini ilan etmektir. Kulluk, insanın iradesini sonuna kadar hürleştirmektir. Kur´an´ın getirdiği üçüncü yasa barıştır. Hepiniz toptan barışa girin, yaratanla, yaratılanlarla, tüm varlıklarla barışı hayat tarzı olarak benimseyin. Kur´an´ın getirdiği bir başka esas adalettir. Adaleti Kur´an, şahıs için ve bütün insanlık için ortaya koyar ve adaleti parçalamak, bölmek noktasındaki bir haksızlığı reddeder. Adaleti Müslümanların kulluk gereği, Cenab-ı Hakk´ın rızasına erme olarak takdim eder. Kur´an´ın getirdiği bir diğer esas kardeşliktir. Kardeşlik temel ahlak ve hukukunu temel değerlere bağlamaktır. Kur´an, tüm insanlığı adalet, barış ortamında bir kardeşliğe ve bu kardeşliği de belirli hukuki ve ahlaki yasa ve esaslara bağlayan bir yaşam biçimini insanlığa sunar. Kur´an-ı Kerim´in getirdiği bu esasların devamında bir esas da vahdettir. Kur´an´ın bir getirdiği yasa da çalışmak, azim, gayrettir. İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır diyen bir Peygamber, Kur´an´ın özetini verir. Bugün dünden daha kârlı olan bir mümin, bir ümmet ister. İslam, insanlığı emniyet ve güvene erdirmek için gelmiştir.” Dedi. Ardından İnegöl Vaizleri İsmail Yıldırım “Rol model”, Rukiye Narman “eş ve baba”, Sami Kencik “Yetim ve mazlumların sığınağı”, Dr. Ömer Faruk Atan “Davetçiliği ve arkadaşlığı” konularında bilgiler verdiler.

 

İlgili Haberler

Yıldırım

 

30.11.2017


İlgili Resimler
Haberler